Haberler
Göçmenlerin Gündemi (17 Mart – 23 Mart)

17 Mart
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Aralık 2024'ten beri 146 bin Suriyeli ülkesine döndü (Diken)
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 9 Aralık 2024 ila 16 Mart 2025’te ülkesine dönen Suriyeli sayısının 145 bin 639 olduğunu duyurdu.
Yılmaz X’teki açıklamasında, göç verilerinin dinamik olup gün gün değişebildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı yardımcısının açıklaması şöyle:
* Dün yaptığım bir konuşmada 6 Mart tarihini esas alarak geriye dönüşlerde ‘genel sayının 873 bin’ olduğunu ifade etmiştim.
* Göç İdaresi Başkanlığımızın verilerine göre Suriyelilerden Gönüllü, Güvenli, Onurlu ve Düzenli Geri Dönüş Yapanların Sayısı:
9 Aralık 2024 – 16 Mart 2025 arası: 145 bin 639
2017 – 2025 arası toplam: 885 bin 642’dir.
* İlk aşamada sınır ötesi harekâtlarla oluşturduğumuz güvenli bölgelere geri dönüşler yaşandı. Ardından, diktatör rejimin devrilmesiyle geriye dönüşler hızlandı.
* Yeniden yapılanma sürecinde olan Suriye’de güvenlik şartları, temel hizmetler ve ekonomik ortam iyileştikçe bu sayıların daha hızlı artması beklenmektedir.
https://www.diken.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-aralik-2024ten-beri-146-bin-suriyeli-ulkesine-dondu/
21 Mart
Almanya'da yabancı doktor sayısı rekor düzeye ulaştı (DW Türkçe)
Türkiye'den doktorların da sıklıkla tercih ettiği Almanya'da çalışan yabancı hekimlerin sayısında belirgin bir artış gözleniyor.
Alman Hastaneler Birliği'nin (DKG) nitelikli personel izleme raporuna göre, 2000-2023 yılları arasında ülkede hastanelerde çalışan yabancı doktorların sayısı 6 bin 581'den 50 bin 843'e yükseldi. Kuruluşun verilerine göre bu, yüzde 673 oranında bir artışa tekabül ediyor.
Bu zaman dilimi içinde hastanelerin genel personel sayısını önemli ölçüde artırdığına dikkat çekildi. 23 yıllık dönemde hastanelerde çalışanların sayısı 276 binden bir milyon 420 bine çıktı. Yalnızca doktorların sayısının 122 binden 212 bine yükseldiği belirtildi. Hastane personeli arasında en büyük grubu oluşturan hemşirelerin sayısı da 414 bin 478'den 528 bin 323'e çıktı.
Personel sayısındaki bu artışın büyük ölçüde hemşirelikte asgari personel düzenlemeleri ve çalışma saatlerine ilişkin Avrupa Adalet Divanı kararları gibi siyasi ve hukuki düzenlemelere dayandığı belirtildi. Ancak DKG'ye göre, artan bürokratik yük personel artışının etkilerini kısmen azalttı.
Hükümete bürokrasi uyarısı
Daha fazla personelin her zaman hastalarla ilgilenecek daha fazla personel anlamına gelmediğini belirten DKG Başkan Yardımcısı Henriette Neumeyer, "Giderek daha fazla personel, tıbbi açıdan ve bakım açısından çoğu zaman faydasız olan bürokratik işler için görevlendiriliyor. Bu bürokrasi kendiliğinden oluşmadı; aksine siyasi iradeyle oluşturuldu ve son yıllardaki sağlık politikası yanlışlarının bir sonucu" ifadelerini kullandı. Neumeyer, yeni federal hükümetin bu konuda "acilen harekete geçmesi" gerektiğini ifade etti.
Neumeyer, Almanya'da yalnızca önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 300 bin hastane personelin emekli olmasının beklendiğini belirterek, nitelikli iş gücü eksikliğinin büyük bir zorluk olarak öne çıkmaya devam ettiğine de dikkat çekti.
https://www.dwturkce1.com/tr/almanyada-yabanc%C4%B1-doktor-say%C4%B1s%C4%B1-rekor-d%C3%BCzeye-ula%C5%9Ft%C4%B1/a-71997224
21 Mart
Cesedi yakılan Afgan işçi için adalet arayışı: “Emsal karar çıkması istenmiyor - Burcu Karakaş (AGOS)
Vezir Mohammad Nourtani, Afgan göçmen bir işçi idi. Ailesiyle Van’dan Zonguldak’a gelen Nourtani, günübirlik işlerde çalıştıktan bir süre sonra kaçak bir maden ocağında çalışmaya başladı. Üç çocuk babası Afgan işçinin cansız bedeni 10 Kasım 2023 tarihinde ormanda bulundu. Cesedinin benzin yakılarak yakıldığı tespit edildi. Soruşturma kapsamında aralarında kaçak maden ocağı sahiplerinin de olduğu gözaltına alınan altı kişinin üçü tutuklandı. Savcılık, Nourtani’nin vücudundaki kırıklar ile kan izlerinin “vagon çarpması” sonucu olduğunu belirterek ölümüne “iş kazası” diyor. Ancak geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan yeni görüntüler olayın seyrini değiştirecek nitelikteydi. Bu görüntülerde, Nourtani'nin eşyalarının yakıldığı ve kaçak maden ocağının sahiplerinin benzin aldığı ortaya çıktı. Gelecek duruşma, 11 Nisan’da görülecek. Davada bugüne kadar yaşananları avukat Kerim Bahadır Şeker ile konuştuk.
Dosyada ikisi Adli Tıp Kurumu’ndan, biri Koç Üniversitesi’nden olmak üzere üç tane adli tıp raporu var. Ancak Vezir Mohammad Nourtani’nin nasıl öldürüldüğü halen tespit edilemedi, değil mi?
Nasıl öldürüldüğüne dair hiçbir tespitimiz yok. Ancak tahminlerimiz var. Vardiyasının olmadığı bir gün çalışmak için çağrılıyor. Aile zaten bundan şüpheleniyor. Alelacele “Hadi, çık gel” diye kaçak maden ocağına davet ediliyor. Görüntülerde de görüldüğü üzere, soyunma odasına giriyor, üstünü başını değiştiriyor. Soyunma odasındaki elbiseleri aradan birkaç saat geçtikten sonra şu an yargılanan sanıklar tarafından yakılıyor. Bu kişiler kendi aralarında tokalaşıyorlar, gülüşüyorlar. Eşi, kocasını işe gitti diye biliyor. Eşini arayıp “Kocan işe gelmedi” diyorlar. Kayıp ilanı veriliyor. Ceset yanmış halde bulunuyor ve defin işlemi gerçekleşiyor. Aile olaydan bir hafta önce kendilerine “böbrek teklifi” gerçekleştirildiğinden bahsediyor. Dosyada kısıtlılık kararı vardı. Öncelikle buna bakmalarını istedik. Sonra yargılama sırasında Nourtani’nin sol böbreğinin olmadığı ortaya çıktı. Bir yakılma neden gerçekleşebilir? Bir, cesedi ortadan kaldırmak, ortada delil bırakmamak için. Vücudu belli edecek ve tespit alınabilecek unsurlar yanar. Fakat yakılı olan bölgenin sadece böbrek kısmından yani gövde kısmından yapılmış olması hayatın olağan akışına aykırı. Nourtani’nin yanık olan kısmı aşağı taraf. Yani benzini döktükten sonra bir de ters çevirmişler, böbreğin olduğu kısım hedeflenmiş. Sanıkların fikir ve eylem birliği var. Birlikte hareket ediyorlar. Adeta bir organizasyon söz konusu.
Savcı mütalaasında Nourtani’nin ölümünü “iş kazası” olarak değerlendiriyor ve kaçak maden ocağının sahipleri için “bilinçli taksirle öldürme” suçundan ceza istiyor. Bu mütalaayı bekliyor muydunuz?
Hayır. Burada “bilinçli taksir”in mümkünatı yok. Bu bir iş kazası değil. “Kasten öldürme” olması lazımdı. Madenin içerisinde bir yaralama eylemi var. Yapılması gereken ambulansın aranmasıdır. Ambulansı aramayıp, kendi aralarında “Atalım mı”, “Yakalım mı” diye konuşuyorlar. Ayrıca söylemlerin bir tanesi de, “Bu zaten Afgan” şeklinde… Bu kişi Afgan olduğu için ambulansı da özellikle aramamışlar. Sanıkların insanlığa karşı suçlardan yargılanmasını talep etmiştik. Bir kişinin diri diri yakılması da canavarca hisse tekabül eder. Koç Üniversitesi raporu, yakılmış bir kişide is bulunması lazım fakat burada hiçbir şekilde is bulunmamış diyor. İs bulunmamasının sebebi de şu: Kişi yakıldığı sırada benzin kullanılmış. Benzinden olayı is çözünmüş ve dolayısıyla ciğerler pespembe. Nefes aldığı sırada ciğerlerinin içerisindeki benzinle birlikte is çözünmüş. Yani kişi yakılırken nefes alıyormuş.
Nourtani’nin son görüntüleri, eşyalarının yakıldığı anlar ve kaçak maden ocağının sahiplerinin benzin aldıklarına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri dava dosyasına girdi. Bu görüntülere rağmen halen “iş kazası” denmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu olay başından itibaren bizim söylemiş olduğumuz üzere cinayet. Biz burada böbrek meselesinin üzerine defaatle vurgu yapıyoruz. Ve böbrek meselesiyle alakalı iki tane tanık sunduk. Bu iki tanığın dinlenmesi reddedildi. Keşif talebinde de bulunduk. Mahkeme keşif talebinin kabulüne de karar vermedi.
Neden?
Çünkü iş kazası olmadığı ortaya çıkacak. Bunun cinayet olduğu açık ve net bir şekilde ortaya çıkacak. Ve keşifte bu cinayet esnasında cesedin nerede yakıldığı ve canlı yakıldığı sırada nerede bunun fikir ve eylem birliği içerisine alındığı ortaya çıkacak. Dolayısıyla geriye dönük bütün her şey açık ve net ortaya çıkacağı için keşif talebinin kabulüne karar verilmedi. Eğer o keşif yapılmış olsaydı, delillerin birebir tespiti olmasa da birbirleri arasındaki mesafeyi görmüş olmamız, arabayla ne kadar sürdüğünü görmüş olmamız, normal şartlarda kaçar dakika içerisinde ambulans gelse ne kadar zamanda yetişirdi şeklinde tespitlerin sağlanmış olması inanılmaz derecede önem arz ediyordu.
Nourtani’nin çalıştığı yer, Zonguldak'ta kaçak olarak işletilen bir maden ocağı. Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun (TTK) burada ihmali olduğu açık aslında. Kurumun soruşturulmasına yönelik atılan herhangi bir adım oldu mu?
Kaçak maden ocağı daha önce dört sefer kapatılmış. Bununla alakalı olarak TTK’ye yazı yazılmasını istedik. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yazı yazılmasını istedik. Sanık müdafileri duruşmada “Daha önce de yine bir kaçak maden ocağında birisi öldüğünde trafik kazası süsü verilmişti” dedi. Yani “Zonguldak'ta bu tarz olaylar normaldir” tarzında konuştu. Burada kamu kurumlarında sorumluların gerektiği şekliyle yargılanmasını ve bunlara ilişkin tespitlerin de sağlanmasını istedik. İhmali olan kişilerin yargılanması gerekmez mi? Fakat mahkeme bu talebimizi de reddetti. Ne TTK ile alakalı atılan bir adım var ne de dosyaya bu konuyla ilgili girmiş herhangi bir unsur. Sanık kaçak maden ocağı sahibi bir duruşmada başka bir kaçak maden ocağı olduğunu da söyledi. Ve buna rağmen herhangi bir önlem alınmış değil.
Yargılama sürecinde taleplerinizin kabul görmediğini, TTK’nin ihmaline yönelik dosyada herhangi bir adım atılmadığını söylüyorsunuz. Öte yandan Nourtani’nin çalıştığı ocağın Zonguldak'ta çalıştırılan tek kaçak maden ocağı olmadığını da biliyoruz. Bu davada caydırıcı bir karar çıkması ile işin ucunun başka yerlere çıkmasından endişe ediliyor olabilir mi?
Burada bir emsal karar verildiği takdirde ciddi manada bir ihmal olduğu ve kamu kurumlarının da kusur derecesinde sorumluluğu bulunduğu ortaya çıkacak. Çünkü bu kişi normal şartlarda çalıştığı yerin kaçak mı yasal mı olup olmadığını sorgulamak durumunda değil. Ama devlet kurumlarının bunun yasalara uygun bir şekilde işletilmesini denetimleriyle sağlamak zorunda.
“Nourtani davasından emsal karar çıkması istenmiyor” diyebilir miyiz?
Evet. Bu davadan bir emsal kararının çıkmasının önünde engel konmaya yönelik bir tutum var. Beşinci duruşmada reddi hakim talebinde bulunduk. “Karar duruşmasına çıkılacak iken reddi hakim talebinde bulunulması duruşmayı uzatmaya yöneliktir” denildi. Ben hukukçu olarak böyle bir usul olmadığını biliyorum. Ne ceza muhakemesinin usulünde ne Türk Ceza Kanunu'nun maddelerinde “karar duruşması” diye bir şey yok. Tabii ki de teamülün içerisine böyle tespitler söz konusu ama duruşma zaptına ‘karar duruşmasına çıkılacak iken’ diye bir cümle yazılıyor. En son sanık son sözünü söylememiş. Belki sanık son sözünde başka bir şey söyleyecek. Bu ne demektir? Ben size söyleyeyim. Mahkemenin şu an karar dahil önlerinde hazır. Biz maalesef buna inanıyoruz. Adil ve tarafsız bir yargılama yapılmayacağına inanıyoruz. Mahkeme heyeti hakkında “görevi kötüye kullanmak” ve “resmi belgede sahtecilik”ten suç duyurusunda bulunacağız. Duruşma zaptı bir resmi belgedir. Resmi belgenin içeriğine olduğu ya da olmadığı şekliyle şekilde geçirilmesi resmi belgede sahtecilik suçunu ortaya çıkarır. Israrla beyanlarımızın zapta geçirilmemesi ise görevi kötüye kullanma suçu. Anayasa Mahkemesi'nden sonra bu davayı gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürme niyetimiz var ki kimse bir daha başkasını Vezir Muhammed Nourtani gibi diri diri yakmaya cesaret edemesin. “Ya birader yak bir çakmak, yansın gitsin herif” ifadesinin bir daha kullanılamaması için emsal karar çıkması için çabamız sürüyor.
https://www.agos.com.tr/tr/yazi/32191/cesedi-yakilan-afgan-isci-icin-adalet-arayisi-emsal-karar-cikmasi-istenmiyor
22 Mart
Geçtiğimiz yıl en az 9 bin sığınmacı sınırları geçmeye çalışırken öldü (Enternasyonal Dayanışma)
BM Kayıp Göçmen Projesi’ne göre 2024 yılında en az 8,938 sığınmacı, sınırları geçmeye çalışırken öldü. Bu rakam, ölümlerin üst üste beşinci yılda da arttığı anlamına geliyor. Ancak birçok ölümün bildirilmediği veya belgelenmediği göz önüne alındığında gerçek ölü sayısı muhtemelen çok daha yüksek.
BM Kayıp Göçmen Projesi Koordinatörü Julia Black yaptığı açıklamada, “Ölümlerin artması başlı başına korkunç, ancak her yıl binlerce kişinin kimliğinin tespit edilememesi daha da trajik,” dedi.
Asya, 2.788 göçmen ölümüyle en çok ölümün rapor edildiği bölge olurken, onu 2.452 kişinin öldüğü Akdeniz takip etti.
BM Kayıp Göçmen Projesi ayrıca “Karayipler’de 341, Avrupa’da 233 ve Kolombiya ile Panama arasındaki Darién Geçidi’nde 174 kişinin hayatını kaybettiğini, bunun da yeni bir rekor olduğunu” açıkladı.
Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken binlerce insan ölüyor
Her yıl binlerce insan Avrupa’ya ulaşma umuduyla Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybediyor.
BM Kayıp Göçmen Projesi’ne göre 2014-2024 yılları arasındaki 10 yılda denizde ölen ya da kaybolan göçmen sayısı en az 24.506 oldu.
BM’ye göre geçen yıl Akdeniz’de 2200’den fazla göçmen ya öldü ya da kayboldu.
İtalya İçişleri Bakanlığı bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, bu yıl şimdiye kadar 8963 göçmenin İtalya’ya ulaştığını söyledi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Kuzey Afrika ülkeleriyle yaptığı çeşitli anlaşmalarla göçü engellemeye çalışıyor.
Meloni bu hafta yaptığı açıklamada İtalya’ya ulaşan göçmen sayısındaki neredeyse yüzde 60’lık düşüşün sorumlusunun bu anlaşmalar olduğunu iddia etti. Geçen yıl ülkeye ulaşan göçmen sayısı 66.317 olmuştu. Bu sayı 2023’te 157.651 seviyesindeydi.
Batı Afrika ile İspanya’nın Kanarya Adaları arasındaki Atlantik Okyanusu şeridi aynı zamanda dünyanın en ölümcül göç rotalarından biri.
Geçen yıl geçiş yapan yaklaşık 47.000 kişi takımadalara ulaşarak önceki rekorları ikinci kez kırdı.
Çoğu Mali, Senegal ve Fas vatandaşı olan göçmenlerin birçoğu Moritanya kıyılarından İspanya’ya giden teknelere biniyor.
https://enternasyonaldayanisma.org/2025/03/22/gectigimiz-yil-en-az-9-bin-siginmaci-sinirlari-gecmeye-calisirken-oldu/
22 Mart
Göçmenlerle Kardeşiz: 6 Yaşındaki Suriyeli Fatma Muhammed’in Şüpheli Ölümü Aydınlatılsın!
Ankara Altındağ’da yaşayan Fatma Muhammed sabah evden çıktı ve bir daha geri dönemedi. Fatma'yı aramaya başlayan ailesi, terk edilmiş bir binanın önünde hırkasını ve kan izlerini buldu. Birkaç metre ileride ise çıplak halde Fatma'nın cansız bedenine ulaşıldı.
İlk adli tıp raporu köpek saldırısı dese de kıyafetlerinin ve cesedinin ayrı yerlerde gömülü bulunması, olayın sadece hayvan saldırısıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Taciz şüphesiyle gözaltına alınan ve bir yıl sonra serbest bırakılan bir kişinin de bulunduğu davada acılı aile adalet bekliyor.
Yetkililerin sessiz, kamuoyunun tepkisiz kaldığı bu davaya göçmenlerle kardeşiz olarak ses veriyoruz! Fatma’nın ölümü tüm yönleriyle araştırılsın, aile ve kamuoyu şeffaf bir şekilde bilgilendirilsin ve sorumlular derhal cezalandırılsın!
https://x.com/gocmenlerle/status/1903497985050218889?s=46
[s1]