Haberler
Göçmenlerin Gündemi (17 – 23 Şubat)

17 Şubat
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, Nourtani davası konusunda sohbet odası toplantısı yaptı
X platformunda Space odasında yapılan toplantıda, Nourtani davası ile ilgili bilgilendirmeler ve adaletin sağlanması için yapılması gerekenler konuşuldu.
Patronu tarafından öldürülüp yakılan Vezir Mohammed Nourtani davası ile ilgili gelişmeleri Ercüment Akdeniz, Gülseren Yoleri ve Özgül Saki anlattı.
Toplantının ses kaydı aşağıdaki linktedir.
https://x.com/Goc_Dayanisma/status/1889023435881451845
17 Şubat
Göçmenlerle Kardeşiz: Göçmenlerin bir imza için dahi şehrin dışındaki alanlara gitmek zorunda bırakılmaları kabul edilemez
Bu tarz uygulamalarla göçmenlerin sosyal hayattan dışlanması, yerel halkla göçmenler arasındaki temasın kesilmesine sebep oluyor. Medya ve siyaset aracılığıyla inşa edilen "öteki" algısı, toplumsal ırkçılığa eğilimi artırarak göçmenlere dönük nefreti besliyor. Aynı şekilde geri gönderme merkezlerinin şehirden uzak yerlerde bulunması, buralarda tutsak edilen göçmenlerle iletişimi zorlaştırarak gözetim merkezlerinde yaşanan hak ihlallerinden kamuoyunun haberdar olmasını da imkansız hale getiriyor.
İmza yükümlülüğüne tabi tutulan göçmenlere şehrin ücra yerlerine imza yükümlülüğü verilmesi, göçmenleri kasıtlı olarak yükümlülüğün ihlaline itmektedir. Hakkaniyete uygun şekilde şehir içinde imza bildirim noktaları tesis edilmesini talep ediyoruz.
https://x.com/gocmenlerle/status/1891523642694967374?s=46
Avukat Abdülhalim Yıldırım: Yabancıların imza yükümlülüğü için uzaklara gönderilmesi uygulamasına son verilmeli
İdari yükümlülük olan yabancılar, davaları sonuçlanıncaya kadar imza vermesi gerekiyor. İstanbul’da Binkılıç, Arnavutköy, Silivri vs çok uzaklara mecbur etmek yerine (taksiyle 1500-1800TL) şehir içinde imza vermeleri mümkün değil mi? Mobil göç zaten.
https://x.com/yilmazhalim/status/1891454390814314786?s=46
18 Şubat
Avrupa mültecilere kapılarını kapatmaya devam ediyor (Enternasyonal Dayanışma)
Yeni bir rapora göre, Avrupa’da göçmen ve mültecilere yönelik geri itmelerin sayısı son yıllarda ‘keskin’ bir artış göstererek ‘sistematik’ bir uygulama hâline geldi. Bulgaristan, Türkiye’ye yönelik 52.534 geri itme ile ilk sırada yer alıyor.
Dokuz sivil toplum kuruluşu (STK) tarafından hazırlanan ortak göçmen raporuna göre, Avrupa Birliği’nin (AB) dış sınırlarında 2024 yılında ulusal makamlar tarafından düzensiz göçmenlere karşı 120.000’den fazla geri itme vakası kaydedildi.
Pazartesi sabahı açıklanan rapor, hem AB yönetmeliklerinde hem de uluslararası hukukta yer alan bir hak olan ‘sığınma prosedürüne erişimi’ engellemek için göçmenlerin sınır dışı edilmesine yönelik yasa dışı bir uygulama olan ‘geri itmelerin’ Avrupa’daki boyutunu gözler önüne seriyor.
Bu, göçmenlerin uluslararası koruma başvurusunda bulunamadan ve bireysel bir değerlendirmeye tabi tutulmadan ulusal topraklardan çıkarıldığı anlamına geliyor.
Rapora göre bu geri göndermeler, “sıklıkla” şiddet kullanılarak yapılmış, sığınmacılar sınır muhafızları tarafından dövülmüş, denizde terk edilmiş veya ormanda soğuktan ölmeye bırakılmış.
Bulgaristan, Türkiye’ye yönelik 52 bin 534 geri itme ile 2024 sıralamasında başı çekiyor. Bulgaristan’ı Yunanistan (14.482), Polonya (13.600), Macaristan (5713), Letonya (5.388), Hırvatistan (1905) ve Litvanya (1002) takip ediyor.
Raporda “Avrupa’nın dış sınırlarında yaşanan geri itmeler, AB’nin göç politikasında sistematik bir uygulama haline gelmiştir. AB’nin en temel insan haklarından birine saygı gösterilmesini sağlama konusunda sistematik bir başarısızlığına işaret etmektedir” denildi.”
Polonya iltica hakkına sınırlama getirdi, AB onayladı
Polonya iltica hakkının geçici olarak askıya alınmasını öngören yeni bir mevzuat hazırladı. Avrupa Komisyonu “istisnai durumlarda” temel hakların askıya alınmasını mümkün kılacak kılavuz ilkeler yayınladı.
AB, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukashenko’yu kaos yaratmak ve toplumları kutuplaştırmak amacıyla uzak ülkelerden gelen göçmenleri kasıtlı olarak toplamak ve Doğu Avrupa’ya yönlendirmekle suçluyor.
Göçmenlerle ilgilenen sivil toplum kuruluşları ise, göçmenlerin jeopolitik bir oyunun parçası olarak Avrupa’ya gelseler bile, yine de sığınma prosedürüne erişim hakları olduğu uyarısında bulundu.
https://enternasyonaldayanisma.org/2025/02/18/avrupa-multecilere-kapilarini-kapatmaya-devam-ediyor/
18 Şubat
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Yıldız Önen, CAN TV’de Gülseren Yoleri’nin sunduğu İnsan Hakları Programının konuğu oldu
Programda Zonguldak’ta yakılarak öldürülen maden işçisi Afganistanlı Vezir Muhammed Nourtani davasında savcılığın talep ettiği düşük cezalar, mültecilere yönelik suçlarda cezasızlık konusu da ele alındı. Önen, cezasızlığın, mültecilere yönelik başka pek çok olayda da gözlemlendiğini, ırkçıların bundan cesaret aldığını ifade etti. Bu nedenle göçmen ve mültecilere yönelik her türlü ırkçılığa, ayrımcılığa karşı net bir şekilde tavır almak gerektiğini belirtti.
Konuşma kaydı aşağıdaki linkte.
https://x.com/cantv_tv/status/1891460846947090468
18 Şubat
Afganistanlı işçi Vezir Mohammad Nourtani’nin davasını Avukat Kerim Bahadır Şeker ve EMEP Göç Büro Üyesi Hilmi Mıynat Evrensel'e anlattı
Katledilen Afganistanlı işçi Nourtani’nin davası 19 Şubat'ta. Konuşma kaydı aşağıdaki linkte.
https://x.com/evrenselgzt/status/1891864406335603134?s=48&t=1jL3A7Vvc5c_XbG2EMl6Rw
18 Şubat
Dünyada ve Türkiye'de göçmenlerin durumu ne? – Yıldız Önen (İlke TV)
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı Üyesi Dr. Yıldız Önen, “GGM'lerde insanların avukatlarıyla görüşemediği bilgisini alıyoruz. Suriyeliler açısından bir rahatlama söz konusu değil” dedi.
İzlemek için: https://youtube.com/watch?v=z63Y0FFGLw8
https://x.com/ilketvcomtr/status/1891521347286602008?s=48&t=U8xvGe2vHOD3XVtz_XNA4A
18 Şubat
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Nourtani davasına çağrı: “İş kazası değil cinayet” (Enternasyonal Dayanışma)
Afganistanlı mülteci maden işçisi Vezir Muhammed Nourtani’nin katledilmesinin “ırkçı bir iş cinayeti” olduğunu belirten Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı üyesi Yıldız Önen, 19 Şubat’ta görülecek karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı.
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, Zonguldak’ta ruhsatsız işletilen bir maden ocağında kayıtsız ve güvencesiz çalıştırılıp katledilen Afganistanlı mülteci işçi Vezir Muhammad Nourtani’nin, 19 Şubat’ta Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görülecek.
Duruşmaya çağrı için İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan İnsan Hakları Derneği’nde açıklama yapıldı. Açıklamaya çok sayıda hak savunucusu katıldı.
“Patronu tarafından öldürülüp cesedi yakılan Vezir Muhammad Nourtani için adalet” pankartının açıldığı toplantıda konuşan Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı üyesi Yıldız Önen, Nourtani’nin davasının mütalaasının açıklandığını ve “iş kazası” olarak tanımlandığını anımsattı.
“Kabul etmiyoruz”
Nourtani’nin ölümünün “ırkçı bir iş cinayeti” sonucu meydana geldiğini vurgulayan Yıldız Önen, “Hiçbir işçi sağlığı ve güvenliği önlemini yerine getirmemek, işçileri sigortasız çalıştırmak, her tür denetimden kaçınmak üzere iktidarın da göz yummasıyla kaçak ocak işleten patronların, işçileri bizzat yakarak öldürse dahi cezalandırılmak istenmediği bu düzeni kabul etmiyoruz.
Vezir Muhammed Nourtani’nin kaçak ocaklarda çalışmak zorunda kalan, patronlar tarafından ‘harcanabilir işçiler’ olarak görülen ve yaşamına kastedilen binlerce göçmenden biri olduğunu, patronların gözünde işçilerinin yaşamının kaçak madenlere kesilen para cezasından daha ucuz olduğunu, göçmen bir işçinin bedeninin yakılmasının hastaneye götürülmesinden daha kolay göründüğünü biliyoruz. Patronların cezasızlıkla ödüllendirilmek istendiği iş cinayetlerinden birini daha kabul etmiyoruz” diye belirtti.
Yıldız Önen, herkesi davanın takipçisi olmaya çağırdı.
Sahiplenme çağrısı
Ardından konuşan Mıhçı, davanın partiler üstü bir dava olduğunu belirterek, “İnsan haklarına saygısı olan her yapının, her kişinin ses vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Çarşamba günü görülecek olan karar davasında herkesin orada olmasını ve mahkeme önünde bir direnç sağlanmasını önemli buluyoruz. Biz örgütümüzle orada olacağız” diye konuştu.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“İş kazası değil cinayet!
Emperyalizmin, savaşların ve kapitalizmin ürettiği yoksulluk, eşitsizlik ve şiddetin sonucu olarak göç etmek zorunda kalan insanlar; dünyanın birçok yerinde ve Türkiye’de kayıtsız göçmen işçiler olarak ırkçı ayrımcılığa, emek sömürüsüne maruz kalmakta, sıklıkla da iş cinayetlerinde ölmektedir.
Çoğu zaman basına yansımayan göçmen işçi cinayetleri; zaten kayıtsız olan işçinin ölümüne dair soruşturma dahi açılmamasıyla, işçilerin ailelerinin sınır dışı edilmekle tehdit edilmesiyle, patronların işçilerin ailelerine bir miktar para vermesiyle sonuçlanmaktadır.
Zonguldak’ta ruhsatsız işletilen bir maden ocağında kayıtsız ve güvencesiz çalıştırılan Afganistanlı göçmen işçi Vezir Mohammad Nourtani’nin 9 Kasım 2023’te kaçak maden ocağı sahipleri tarafından öldürülmesi ve bedeninin yakılarak yok edilmek istenmesi göçmen işçi cinayetlerinde vahşetin bir örneği olmuştur.
Nourtani’nin öldürülmesi üzerine açılan davayı göçmen mücadelesinin bir parçası olarak görüyor ve yargılamada gelinen aşama hakkında kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz.
Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve karar aşamasına gelinen davada, savcılık mütalaası dosyaya girmiştir. Nourtani’nin öldürülmesi ve bedeninin yakılması tanıdık bir gerekçeyle cezasız bırakılmak istenmektedir: iş kazası.
Nourtani’nin vücudundaki kırıkları ve kan izlerini vagon çarpması olarak değerlendiren ve ölümünü kaza olarak nitelendiren savcılığın mütalaasında istenen cezalar şöyledir:
Hâlihazırda tutuklu bulunan kaçak maden ocağının sahipleri, eski MHP Gelik Belde Başkanı Hakan Körnöş, Enver Gideroğlu ve Sercan Kayabaş için “bilinçli taksirle öldürme” suçundan iki yıldan altı yıla kadar, Nourtani’nin bedenini yakanlardan biri olan tutuklu sanık Ahmet Aydın ve Eray Demiro için “suç delillerini yok etme” suçundan altı aydan beş yıla kadar, diğer bir suç ortağı olan, kömür ticareti işiyle uğraşan Alaattin Çayırlı için ise “bildirim yükümlülüğünün ihlali” suçundan bir yıla kadar hapis ya da adli para cezası istenmiştir.
Sanıkların duruşmalarda verdikleri ifadelerden Vezir Muhammed Nourtani’yi madende fenalaştıktan sonra hastaneye götürmeyip öldürmeye karar verdikleri, “hastaneye götürürsek başımız belaya girer” “Bu adamın kimliği yok, Afgan zaten, yakalım” dedikleri, Nourtani henüz hayattayken sırf göçmen olduğu için ölümünde beis görmedikleri açıkça görülmektedir.
Yargılama süreci boyunca birbirlerini ele veren, suçlarını itiraf niteliğinde beyanları bulunan sanıklar 2 yıl, 4 yıl gibi infaz süreleriyle tahliye edilmek istenmektedir.
Nourtani’nin ölümünün ırkçı bir iş cinayeti sonucu olduğu ne kadar açıksa da savcılık göçmen bir işçinin öldürülmesini “iş kazası” olarak nitelendirmekte, Nourtani’nin bedenini “delil” yakılmasını ise “delil yok etme”den ibaret görmektedir.
Hiçbir işçi sağlığı ve güvenliği önlemini yerine getirmemek, işçileri sigortasız çalıştırmak, her tür denetimden kaçınmak üzere iktidarın da göz yummasıyla kaçak ocak işleten patronların, işçileri bizzat yakarak öldürse dahi cezalandırılmak istenmediği bu düzeni kabul etmiyoruz.
Vezir Muhammed Nourtani’nin kaçak ocaklarda çalışmak zorunda kalan, patronlar tarafından “harcanabilir işçiler” olarak görülen ve yaşamına kastedilen binlerce göçmenden biri olduğunu, patronların gözünde işçilerinin yaşamının kaçak madenlere kesilen para cezasından daha ucuz olduğunu, göçmen bir işçinin bedeninin yakılmasının hastaneye götürülmesinden daha kolay göründüğünü biliyoruz.
Patronların cezasızlıkla ödüllendirilmek istendiği iş cinayetlerinden birini daha kabul etmiyoruz.
Nourtani’nin katillerinin yargılandığı davanın duruşması 19 Şubat saat 14.00’te Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı olarak cinayetten sorumlu tüm faillerin en ağır cezaları alması için, göçmen işçiler için adalet talebiyle davanın takipçisiyiz.
Tüm kamuoyunu, iş cinayetlerinin “kaza” olarak nitelendirilmesine karşı ölüme mahkum edilen tüm göçmen işçiler için davanın takipçisi olmaya çağırıyoruz.”
https://enternasyonaldayanisma.org/2025/02/18/gocmen-multeci-dayanisma-agindan-nourtani-davasina-cagri-is-kazasi-degil-cinayet/
19 Şubat
Nourtani Davası soruları - Ercüment Akdeniz (İlke TV)
Not: Yazısının yayımlandığı bu tarihte gazeteci Ercüment Akdeniz gözaltındadır.
Zonguldak’ta Afganistanlı göçmen işçi vahşice yakıldı ve bedeni yok edilmek istendi. Maktulün adı Vezir Mohammad Nourtani’ydi. Aylardır devam eden duruşmalar neticesinde savcı nihayet mütalaayı sundu. Ne var ki patronlar eliyle gerçekleşen bu örgütlü vahşete öngörülen ceza “kastla adam öldürmek” şeklinde olmadı! Hunharca yakılmış olmasına rağmen Nourtani’nin ölümü “iş kazası” olarak değerlendirildi.
Mütalaa çerçevesinde, kaçak ocak sahipleri H. K ve E. G. ile vinç operatörü S.K. hakkında benzer birçok iş cinayeti davasında görülen “bilinçli taksirle ölüme neden olma”, yanı sıra “suç delillerini yok etme” suçlarından 14’er yıl hapis cezası talep edildi. Diğer tutuklu sanık A. A. hakkında ise 8 yıl hapis cezası istendi.
Nourtani ailesinin avukatı Av. Kerim Bahadır Şeker, haklı olarak, “iş kazası” üzerinden ceza talebini hayatın olağan akşına aykırı buluyor ve mütalaayı kabul etmediklerini söylüyor. Üstelik Av. Şeker’in beyanına göre sanıklar infaz kanunu gereğince 2 yıl cezaevinde yatıp çıkabilirler. Bunu hangi vicdan kaldırır?
Bir sonraki kritik duruşma 19 Şubat’ta Zonguldak 1’nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek. Göçmen ve Mülteci dayanışma Ağı başta olmak üzere hak savunucuları yine orada olacaklar: ekmek, adalet ve hukuk için.
Kritik duruşma öncesi aydınlatılması gereken sorular hala orta yerde duruyor:
1- Yasalara aykırı olarak kaçak maden ocağı açmak; hele de aynı kapsamda suç sicili bulunan patronların bu suçu tekrar etmiş olmaları nasıl olur da “kastla ölüme sebebiyet vermek” seklinde suç kapsamına alınmaz?
2- Kaçak maden ocağına kayıt dışı, sigortasız işçileri indirmek göz göre göre işçileri ölüme sürüklemek, “kastla ölüme sebebiyet vermek” değilse nedir?
3- Geçici koruma kapsamında olan Afganistanlı göçmeni kaçak maden ocağında çalıştırmak, alın terini kayıt dışı olarak sömürmek, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemelerinden ve eğitiminden yoksun halde madene indirmek “kastla ölüme sebebiyet vermek” değil midir?
4- Maktul Afgan göçmenin eşi anlatıyor: Eşimi telefonla aradılar, 20 bin dolar karşılığında böbreklerini istediler. Organ ticaretine teşebbüs eden işverenlerin yakılmış bir beden karşısında suç tanımı nedir? İddia olduğu üzere maktul iş cinayetine uğramışsa eğer; onu hastaneye götürmek yerine arabada saatlerce gezdirmenin karşılığı “kastla ölüme sebebiyet vermek” dışında bir şey midir?
5- Hunharca ve canavarca hisle gerçekleşen yakma eylemi sonrasında, olay açığa çıkmasın diye birbirlerini ölümle tehdit eden kişilerin suç karşılığı “kastla mı” yoksa “bilinçli taksirle mi ölüme sebebiyet vermek”tir?
6- Bir kişinin bilerek ve isteyerek organize şekilde yakılması, cesedinin yok edilmek istenmesi, yanmış cesedin başında alkol alıp kuruyemiş yenmesi “kastla ölüme sebebiyet verme”nin eylem zinciri içinde değil midir?
7- Kaçak madene kurban verilen göçmen işçi için “hastaneye götürürsek başımız belaya girer” diyen patronların, “Bu adamın kimliği yok, Afgan zaten, yakalım” diyen kişilerin “ kastla ölüme sebebiyet vermek” cezasının yanında ırkçılık ve nefret suçlarıyla cezalandırılmasını istemek hak değil midir?
Bir hukukçu değilim. Ama vicdanım ve aklım bu soruları sormadan edemiyor.
Vezir Mohamed Nourtani’den önce Suriyeli Mustafa El Recep’in cansız bedeni fabrikadan alınıp Tarsus’ta bir portakal bahçesine atıldı. Konya’da Afgan çoban Halil Özbek vurularak bir kuyuya atıldı. Bunlar sadece basına yansıyanlar. Memleketin kimsesizler mezarlığında kaç göçmen işçinin bedeni yatıyor? Bir ağaç dibine ya da bir kayanın altına kaç göçmen işçi gömüldü? Bir dere yatağına ya da ayakları taşla bağlanarak bir denizin dibinde kaç göçmen atıldı?
İş cinayetlerine, göçmen cinayetlerine ve ırkçı şiddete karşı “cezasızlık politikası” son bulduğunda bu sorular da aydınlanmaya başlayacak.
Nourtani davası, gelecekte benzer vahşetlerin yaşanmaması kadar geçmiş karanlık cinayetlerin açığa çıkarılması için de kritik önemde.
(ilketv.com.tr)
19 Şubat
Göçmenlerle Kardeşiz: Mısırlı tıp öğrencisi deport edilmesin
Müslüman Kardeşler davasından yargılanan Mısırlı tıp öğrencisi, ülkesinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ve can güvenliği tehlikeye girdiği için Gürcistan’a sığınmak zorunda kaldı. Oradan deport edilmek istenince Türkiye’ye geldi. Ancak 40 günden fazladır İstanbul Havalimanı’nda tutuluyor ve Mısır’a gönderilmesi için baskı yapılıyor.
İstanbul 15. İdare Mahkemesi, Mısır’a iadesi halinde işkence göreceğini açıkça belirterek yürütmeyi durdurma kararı verdi. Buna rağmen hiçbir adım atılmadı ve göçmen kardeşimiz serbest bırakılmadı.
Mahkeme kararına rağmen, bir genci işkence ve ölüm riski taşıyan bir ülkeye göndermeye çalışmak hukuka aykırıdır ve kabul edilemez! Bu hukuksuz ve vicdansız uygulamaya derhal son verilmelidir! Yetkilileri, hukuk kurallarının gereğini yerine getirmeye ve halkımızı kardeşimize sahip çıkmaya davet ediyoruz.
https://x.com/gocmenlerle/status/1891909172351901729?s=46
19 Şubat
İzmir açıklarında altı göçmen öldü (DW Türkçe)
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sabah saatlerinde İzmir'in Selçuk ilçesi açıklarında batma tehlikesi geçiren bir bota müdahale edildiğini, altı göçmenin cansız bedenine ulaşıldığını açıkladı.
Yerlikaya, X hesabından yaptığı açıklamada, sabah saat 04.03'te Selçuk ilçesi açıklarında, içerisinde bir grup göçmen bulunan lastik botun su alarak batma tehlikesi geçirdiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi alındığını kaydetti:
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı ekiplerin bir sahil güvenlik gemisi, üç sahil güvenlik botu ve bir sahil güvenlik helikopteriyle gerçekleştirdiği operasyonda 20'si lastik bot içerisinde ve 7'si deniz yüzeyinde olmak üzere 27 göçmen sağ olarak kurtarıldı, 6 göçmenin ise cansız bedenine ulaşıldı.
Türkiye'nin batı kıyılarından Avrupa Birliği (AB) üyesi Yunanistan'a ait, Midilli, Samos, Sakız, Rodos gibi pek çok adaya ulaşmaya çalışan sığınmacıların olduğu botların, bu tehlikeli rotalarda sık sık batması sonucu çok sayıda insan hayatını kaybediyor.
Uluslararası Göç Örgütü'nün verilerine göre, geçen yıl Akdeniz'de 2 bin 333 kişi öldü ya da kayboldu.
https://www.dw.com/tr/i%CC%87zmir-a%C3%A7%C4%B1klar%C4%B1nda-alt%C4%B1-d%C3%BCzensiz-g%C3%B6%C3%A7men-%C3%B6ld%C3%BC/a-71676255
20 Şubat
Nourtani davasında reddi hakim talebi kabul görmedi (Enternasyonal Dayanışma)
Zonguldak’ta maden sahipleri tarafından cesedi yakılan Afgan göçmen işçi Vezir Mohammad Nourtani cinayetinde dün görülen karar duruşmasında Afgan madencinin avukatı reddi hakim talep etti. Talep kabul edilmedi.
Davaya Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı temsilcileri de katılırken, 3’ü tutuklu 6 sanığın yargılandığı davada, tutuklu sanıklar Hakan Körnöş, Ahmet Aydın, Enver Gideroğlu ile tutuksuz sanık Sercan K., SEGBİS ile duruşmaya katıldı. Diğer tutuksuz sanıklar Alaattin Ç. ve Eray D. mahkeme salonunda hazır bulundu.
Duruşmada, sınır dışı edilen ve aynı ocakta çalışan Afgan uyruklu madencilerin böbrek pazarlığı iddiasıyla ilgili açıklama videoları izletildi. Mahkeme başkanı, SEGBİS üzerinden izletilen video kaydını dava dosyasına almayınca müşteki avukatı Kerim Bahadır Şeker araya girdi.
Şeker, “Biz bu mahkemenin tarafsızlığını kabul etmiyoruz. Savcılık ve mahkeme hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Tarihte ilk kez SEGBİS kaydının reddedildiği bu duruşmayı kabul etmiyoruz. HSK’ye şikayet edeceğiz. Bu yargılamayı yapabilecek hukuki bilginiz yok Sayın Başkan. Mahkeme olarak tarafsızlık ilkesini göz ardı ediyorsunuz, adil yargılama yapmıyorsunuz” dedi.
Duruşmaya ocak sahiplerinden Hakan Körnöş, SEGBİS üzerinden bağlandı. Körnöş, mahkeme başkanının “Son olarak eklemek istediği bir şey var mı?” şeklindeki sorusuna, “Enver Gideroğlu’nun avukatı dört defa yanıma geldi. Bana para teklif ettiler, şikâyeti geri almak için” ifadelerini kullandı.
Eray D. ve Alaattin Ç., önceki ifadelerinin aynen geçerli olduğunu söyledi. Mahkeme başkanının söz hakkı tanıdığı 6 sanık da beraat ve tahliye talebini yineledi.
Duruşmaya verilen aranın ardından mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, mahkeme heyetinin reddi talebinin reddedilmesine karar verdi.
Duruşma sonrası gazetecilere konuşan Afgan madencinin eşi Kamergül Maliki Nourtani, mahkeme heyetinin tavrını eleştirerek, “Benim çocuklarımın babası toprak altında. Dört tane çocuğu yetim bıraktılar. Sanki bir hayvanı öldürdüler. Hayvan öldüren biri bile yargılanıyor. Mahkeme nasıl böyle karar veriyor? Her talebimiz reddedildi. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum” dedi.
Bir sonraki duruşma tarihi 11 Nisan saat 14.00 olarak belirlendi.
https://enternasyonaldayanisma.org/2025/02/20/nourtani-davasinda-reddi-hakim-talebi-kabul-gormedi/
21 Şubat
Yeni analiz: "Popülizm Soslu Aşırı Sağ: AfD’nin Göçmen Karşıtı Stratejileri ve Söylemleri" (Göç Araştırmaları Vakfı)
Göç Araştırmaları Vakfı bünyesindeki Türk Diasporası Araştırmaları Merkezi (TÜDAM) Araştırmacısı Haydar Haluk Ceylan tarafından hazırlanan "Popülizm Soslu Aşırı Sağ: AfD’nin Göçmen Karşıtı Stratejileri ve Söylemleri" başlıklı analiz yayımlandı.
Bu analizde, 23 Şubat 2025 tarihinde gerçekleşecek olan Almanya Federal Meclis seçimleri öncesinde Almanya'da aşırı sağın yükselen aktörlerinden Almanya için Alternatif (AfD) partisinin göçmen karşıtı politikaları ve söylemleri detaylı bir şekilde incelenmektedir.
Okumak için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
https://www.instagram.com/p/DFgFowttULG/?igsh=MWJiM3M5Ynl4NTZkeA%3D%3D
22 Şubat
Trump’ın sınırdışı ettiği göçmenler: “Lütfen bize yardım edin” (Enternasyonal Dayanışma)
Panama’nın başkentindeki lüks Decápolis otelinin penceresine çıkan iki kızın tuttuğu kağıt parçasında bu mesaj yazıyor. Benzer İngilizce mesajlar başka pencerelerde de görülüyor. Salı günü itibarıyla Decápolis oteli, ABD’den sınır dışı edilen 299 göçmeni barındıran bir “geçici gözaltı” merkezi haline getirildi.
Panama hükümeti kararıyla buraya konulan göçmenler, özgürlüklerinin olmadığını farklı yollarla anlatmaya çalışıyor. Bazıları bileklerini çaprazlayarak, ellerinin sembolik olarak bağlandığını anlatıyor. Bazıları da “Ülkemizde güvende değiliz” yazan kâğıtları gazetecilere göstererek sınır dışı edilmek istemedikleri mesajını veriyor.
Trump yönetiminin göçmenleri sınır dışı etme politikası kapsamında üç uçak dolusu insan Panama’ya gönderildi. Panama lideri José Raúl Mulino, kısa süre önce ülkesinin ABD’den sınır dışı edilenler için “köprü ülke” olmasını kabul etmişti. Mulino, tutulan göçmenler arasında, Hindistan, Çin, Özbekistan, İran, Vietnam, Türkiye, Nepal, Pakistan, Afganistan ve Sri Lanka vatandaşları olduğunu söyledi.
Türkiye’nin Panama Büyükelçiliği yetkilileri, “konuyu takip ettiklerini” aktardı. Büyükelçilik, otelde kaç Türk vatandaşının olabileceği konusunda kendilerinde “teyitli bilgi” bulunmadığını aktarıyor.
Tutulan 299 kişiden yalnızca 171’inin geldikleri ülkeye dönmeyi kabul ettiği aktarılıyor. Panama hükümeti ülkelerine gönderilmeyi kabul etmeyenlerin Darién eyaletindeki bir kampa transfer edileceğini duyurdu.
‘Geçici gözaltı’
Göçmenlerin durumuna ilişkin bilgi veren Kamu Güvenliği Bakanı Ábrego, oteldekilerin geçici olarak Panama’da kalacaklarını söyledi. Panamalı bakan, ülkelerine dönmeyi reddeden göçmenlerin üçüncü bir ülke seçmek zorunda kalacakları uyarısını da yapıyor.
Bu durumdaki kişilerden sorumlu Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) sorumluları “Bu kişilerin gözaltına alınması veya hareketlerinin kısıtlanması konusunda doğrudan bir rolümüz olmasa da, tüm göçmenlerin onurlu ve uluslararası standartlara uygun şekilde muamele görmesini sağlamaya kararlıyız” mesajı verdi.
ABD’deki Göç Politikaları Enstitüsü isimli düşünce kuruluşundan araştırmacı Muzaffar Chishti, sürecin Panama yetkilileri için zor olacağını belirtti, “ABD onları Panama’ya göndererek kendi sorumluluğundan kurtuldu” dedi.
Bu hafta, ABD’den sınır dışı edilenleri taşıyan bir başka uçağın, Kosta Rika’ya inmesi bekleniyor. Bu Orta Amerika ülkesi de kısa süre önce Washington yönetimi ile “köprü” olma konusunda anlaşma yaptı.
https://enternasyonaldayanisma.org/2025/02/22/trumpin-sinirdisi-ettigi-gocmenler-lutfen-bize-yardim-edin/