Haberler

Göçmenlerin Gündemi (10 Mart – 16 Mart)

Göçmenlerin Gündemi (10 Mart – 16 Mart)
21.03.2025

12 Mart

WOLAS tarafından hazırlanan “Özbekistan İnsan Hakları Raporu: Reformlar ve İhlaller” yayımlandı

Bu rapor, Özbekistan’daki insan hakları ihlallerini uluslararası hukuk normları çerçevesinde değerlendirerek devletin reform sürecindeki ilerlemelerini ve eksikliklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Raporda, yaşam hakkı ihlallerinden ifade özgürlüğüne, işkenceden adil yargılanma hakkına kadar temel insan hakları konularına odaklanılmaktadır.

Rapor, bağımsız tanık beyanları, uluslararası insan hakları kuruluşlarının verileri ve sahadan elde edilen bilgiler doğrultusunda hazırlanmıştır. İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi için somut öneriler sunan rapor, hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklerin korunması açısından kritik bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Özbekistan’daki mevcut insan hakları durumunu anlamak ve adalet mücadelesine katkıda bulunmak için raporumuzu inceleyebilir, paylaşarak farkındalık yaratılmasına destek olabilirsiniz.

https://t.co/TMSlF9HEdE

 

13 Mart

GÖÇİZDER'i kapatma gerekçesi: Devletin operasyonlarını zulüm gibi gösteriyor (bianet)

Zorla yerinden edilenlere dönük çalışma yürüten Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) hakkında verilen fesih kararının gerekçesi açıklandı.

Bakırköy 15. Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Aralık 2024 tarihinde görülen karar duruşmasında dernek hakkında feshedilmesine karar verdi.

Mahkeme gerekçeli kararda, GÖÇİZDER Eşbaşkanları Kamile Kandal ile Mehmet Boğatekin’in de aralarında bulunduğu 24 kişi hakkında "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla açılan davaya atıf yaptı.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24 kişi hakkında beraat kararı verdiğini ancak bu kararın derneğin feshi kararına gerekçe yapılamayacağı belirtildi. Fesih kararının derneğin yöneticileriyle değil, derneğin tüzel kişiliğiyle ilişkili olduğu ifade edildi.

Kararda, derneğin faaliyetlerine ve yaptığı projelere yer veren mahkeme, GÖZÇİZDER’in 1990’lı yıllardaki köy boşaltmalarıyla ilgili çalışmalarına değindi.

Kararda derneğin, köy boşaltmalarından sadece devleti sorumlu tuttuğu, “devletin vatandaşlarına zulmettiği, zorla yerlerinden ettiği algısı oluşturmaya çalıştığı”, “operasyonların zulüm gibi gösterdiği” öne sürüldü.

Ayrıca derneğin Avrupa Birliği'nden (AB) bütçe alarak çıkardığı yayınlara da vurgu yapıldı. Göçe zorlanan kişilerin konuşmalarının yer verildiği yayınlarda da "devletin kötü gösterildiği" belirtildi. 

Mahkeme, derneğin çalışmalarıyla “hakkın amacını açıkça kötüye kullandığını” ve “emredici hükümlere aykırı devamlı faaliyetlerde bulunduğunu" iddia ederek fesih kararının yerinde olduğunu savundu. 

https://bianet.org/haber/gocizder-i-kapatma-gerekcesi-devletin-operasyonlarini-zulum-gibi-gosteriyor-305391

 

13 Mart

Katledilen göçmen işçi Nourtani’nin son görüntüleri ortaya çıktı (Enternasyonal Dayanışma)

Zonguldak’ta cansız bedeni yakılmış halde bulunan Afganistanlı göçmen maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani’nin öldürülmesine ilişkin 3’ü tutuklu 6 sanığın yargılandığı davada yeni bir gelişme yaşandı.

Yargılama süreci devam ederken, Vezir Mohammed Nourtani’nin son görüntüleri olan, yer altına girmek için üstünü değiştirdiği anlar, kaçak ocağın soyunma odasındaki güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, E.D. ve S.K.’nin Mohammed Vezir Nourtani’nin giysilerini sobada yakıp, güvenlik kameralarının yönünün değiştirdiği anlar yer aldı. E.D. ve S.K.’nin gülüştüğü, kıyafetleri yaktıktan sonra tokalaşıp yemek yedikleri görüldü.

Öte yandan, Hakan Körnöş ile Ahmet Aydın’ın, Gelik beldesindeki bir akaryakıt istasyonundan benzin aldığı anların güvenlik kamerası görüntüleri de ortaya çıktı.

Yargılama süreci

Olaya ilişkin hazırlanan iddianamede; Afgan madencinin kaçak ocakta vagon arasına sıkışıp iş kazası geçirdiği, ocak sahiplerinin de “Olay ortaya çıkarsa ocak kapanır” korkusuyla hareket ettikleri belirtildi. “İştirak halinde kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası istemiyle açılan, Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden 3’ü tutuklu 6 sanığın yargılandığı davada, 4’üncü duruşmada mütalaa sunuldu.

Mütalaada; Nourtani’nin iş kazası geçirdiği, ocak sahipleri Hakan Körnöş ve Enver Gideroğlu ile vinç operatörü S.K.’nin “Taksirle ölüme neden olma” ile delil karartma suçlarından 14 yıla kadar hapis cezası istendi. Benzine çakmak çaktığını itiraf eden Ahmet Aydın ve tutuksuz sanık E.D. yardım ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği, delil kararttığı gerekçesiyle 8’er yıla kadar, A.Ç. hakkında ise bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

5’inci duruşmada, Nourtani’nin ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker, mahkeme heyetinin adil ve tarafsız yargılama yapmadığı gerekçesiyle reddihakim talep etti. Mahkeme bu talebe yönelik somut delil olmadığı ve yargılamayı uzatma amacı taşıdığı gerekçesiyle reddetti. Duruşma, üst mahkemeye itiraz süreci için ertelendi.

35 sayfalık reddihakim dilekçesi sunuldu

Avukat Şeker, 35 sayfalık dilekçe ile detaylandırdığı reddihakim talebini üst mahkeme olan 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletti. Şeker’in dilekçesinde, “Duruşma salonunda yargılama gerçekleştiği esnada, adil yargılamayı ihlal edecek şekildeki tarafsızlık ilkesine aykırı hareketlerinden, hukuki bilgi ile müktesebattan yoksun bulunmalarından mütevellit duruşmayı yönetecek kabiliyete haiz olmamalarından, gergin geçen ve yüksek güvenlik önlemleriyle yürütülen her duruşmada kontrolü sağlayamamalarından, psikolojik olarak avukat-hakim arasında sözlü, ayrıca davranışsal boyutta da husumete sebebiyet verecek hal ve hareketlerinden ötürü” ifadeleri yer aldı, reddihakim talebinin kabulü istendi. Üst mahkeme itirazı değerlendiriyor.

Ne olmuştu?

10 Kasım 2023’te Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler ormanda yanmış cesedi fark edip ihbarda bulundu. Benzin dökülüp yakıldığı belirlenen cesedin, kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğu belirlendi.

Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağının sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52) tutuklandı. Ocak çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46) adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

https://enternasyonaldayanisma.org/2025/03/13/katledilen-gocmen-isci-nourtaninin-son-goruntuleri-ortaya-cikti/

 

13 Mart

Mahkemeye göre Doğu Türkistan’da zulüm yokmuş - Feyza Nur Çalıkoğlu (Karar)

İstanbul 16. ve 18. İdari Mahkemeleri, Çin’in zulmünden kaçan iki Uygur Türkü’nün üçüncü ülkeler yerine doğrudan Pekin hükümetine iadesine karar verdi. Sınır dışı hükmü “Zulme maruz kalacakları konusunda somut maddi delil yok” gerekçesine dayandırıldı. Emsal oluşturması bakımından önem taşıyan kararın uluslararası sözleşmelere ve Türkiye’nin taahhütlerine aykırı olduğu belirtiliyor.

İLK KEZ DİREKT İADE KARARI

İstanbul 16. ve 18. İdari Mahkemeleri’nin Çin zulmünden kaçarak ülkemize sığınan iki Uygur Türkü hakkında verdiği karar şaşkınlık yarattı. Mahkeme, daha önce üçüncü ülkeler üzerinden yapılan sınır dışı uygulamasının dışına çıkarak ilk kez mağdurların doğrudan Çin’e iade edilmesini istedi. Gerekçe olaraksa “Ülkelerine iadesi halinde zulme maruz kalacakları, hayati tehlikelerinin olacağına dair ciddi, somut maddi delil olmadığı” gösterildi. Anayeti ve Abuduwaili’nin avukatları deport kararının temyiz yolunun da kapalı olduğunu bildirdi.

ÇİN’DE BASKI VE ZULÜM VAR

Çin hükümetinin Uygur Türklerine yönelik soykırıma varan baskıları BM, AB, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kurumlar tarafından dile getirildi. Türkiye’nin de aralarında olduğu 43 ülke tarafından 2022’de imzalanan bir Birleşmiş Milletler bildirisinde “işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele, cinsel şiddet” uygulamalarına atıf yapılarak “Uygurlar ve diğer azınlıkların orantısız bir şekilde hedef alındığı” belirtildi. Doğu Türkistan’da Çin polisince gözaltına alınan çok sayıda kişiden bir daha haber alınamadı.

YARGIYA GÖRE ÇİN’DE ‘UYGURLAR’A ZULÜM YOK

Mahemuti Anayeti ve Aierken Abuduwaili, Doğu Türkistan’daki Çin zulmünden kaçarak çeşitli tarihlerde ülkemize sığındı. İstanbul 16. ve 18. İdari Mahkemeleri, bir süredir geri gönderme merkezinde tutulan iki ismin ülkelerine sınır dışı edilmelerine hükmetti. Gerekçe olarak ise “İade halinde zulme maruz kalacakları konusunda ciddi, somut maddi gerçekler yok” denildi. KARAR’a konuşan Anayeti ve Abuduwaili’nin avukatları Abdullah Tıkıç “Uygur Türklerinin menşe ülkelerine iade edilmelerinin onaylanması, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, BM Medeni ve Siyasi Hakları Sözleşmesi, İşkenceyi Önleme BM Sözleşmesi ile Cenevre Sözleşmesi’nin ihlalidir” dedi.

TEMYİZ YOLU KAPALI

Daha önce üçüncü ülkelere gönderilen bazı Uygurların, o ülkeler tarafından Çin makamlarına teslim edildiği ileri sürülmüştü. Alınan karar, bu defa Doğu Türkistanlı iki kişinin doğrudan Pekin hükümetine iade edilmesini öngörüyor. İdari Mahkemeleri tarafından verilen sınır dışı kararlarının kesin olduğunu ve hiçbir kanun yolu başvuru hakkının olmadığını vurgulayan Tıkıç “Sınır dışı uygulamalarını durdurmanın tek yolu Anayasa Mahkemesi tarafından tedbir kararı verilmesi” ifadesini kullandı.

ANAYASA ‘OLAMAZ’ DİYOR

Yapılan itirazda; 6458 sayılı Kanun’un geri gönderme yasağıyla ilgili 4. maddesi ile sınır dışı etme kararı alınmayacaklarla ilgili 55. maddesinde menşe ülkeden söz edilmeden sınır dışı kararı verilemeyeceğine dikkat çekildi. Kanunda “Hiç kimse; işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı ya da ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez. Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza-muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunan yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınamaz” deniyor. Avukat Tıkıç, sonuca tedbir kararı verilebilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu belirtti.

TÜRKİYE’DE BİR İLK: Uygur Türklerine yönelik hak ihlalleri ile ilgilenen aktivist Burhan Kavuncu ise “Ülkemizde ilk defa böyle bir kararla karşılaşıyorum. Emniyet ve Göç İdaresi zaman zaman Uygurlara yönelik operasyonlar yapıyor ancak böyle bir karar Türkiye Cumhuriyeti’nde alınamaz. ‘Çin’de ölüm tehlikesi olduğuna dair yeterli delil ortaya konmamıştır’ ifadeleri kabul edilemez. Başta ABD, Kanada, Avustralya ve birçok Avrupa ülkesi, Çin’in soykırım yaptığına dair parlamentolarında karar aldı. Soykırım defalarca belgelerle kanıtlandı. Soykırım yapılması, herhangi bir suça veya kişiye bağlı olmaksızın sadece bir ırka mensup olmaktan dolayı insanların işkenceye uğraması, hapsedilmesi veya öldürülmesi anlamına geliyor” tepkisini gösterdi.

MAHKEME SORUŞTURULMALI

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Çin’in soykırımıyla ilgili imza attığı birçok belgenin olduğuna işaret eden Kavuncu, şöyle devam etti: “TBMM, soykırım kararı almadı ancak Çin’in soykırım yaptığına dair yayınlanan bildirilere imza attı. Dolayısıyla bu durum, Ankara’nın resmi kararlarıyla, Dışişleri Bakanlığı’nın ‘soydaşlarımıza işkence yapılıyor’ açıklamalarıyla çelişiyor. İdari Mahkemesinin verdiği kararın nihai olması, istinaf ve temyiz yolunun kapalı olması da durumu daha kötü hale getiriyor. Çin’de soykırım olduğuna dair yayınlanan bildirilerde 50 civarında ülkenin imzası var. Türkiye, 2024 yılında bu bildirinin imzacılarından biri oldu. Tüm bunlara rağmen ‘Çin’de soykırım olmadığına dair somut deliller olmadığını’ söyleyen mahkemeye Adalet Bakanlığının soruşturma açması gerekir.”

BİNLERCE KAMPTA İŞKENCE

75 yıldır Çin işgali altında yaşayan Uygur Türkleri; dinleri, dilleri, kültürleri nedeniyle insanlık dışı hak ihlallerine maruz kalıyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 43 ülke tarafından 2022’de imzalanan Birleşmiş Milletler bildirisinde “İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele, zorla kısırlaştırma, cinsel şiddet ve çocukları zorla ayırma” uygulamalarına atıfta bulunularak “Uygurlar ve diğer azınlıkların orantısız bir şekilde hedef alınmaya devam ettiği” belirtilmişti. Resmen ateist olan Çin, 2017’de “Dini Aşırılıklarla Savaş ve Yok Etme Yönetmeliği” adlı bir yasayı hayata geçirerek Doğu Türkistanlıların dini yaşama özgürlüğünü ellerinden aldı. Devlet, 5 milyon Türk’ü esir kamplarında ücretsiz köle gibi çalıştırıyor. Tam sayısı bilinmemekle birlikte yaklaşık 1200 esir kampı olduğu söyleniyor. İHH’nın hazırladığı insan hakları raporuna göre; şu ana dek Çin zulmü nedeniyle 35 milyon Uygur Türkü hayatını kaybetti.

https://www.karar.com/guncel-haberler/mahkemeye-gore-dogu-turkistanda-zulum-yokmus-uygura-cin-soku-1941467

 

14 Mart

Sınır dışı edilen Uygurlar ölüme gönderiliyor – Feyza Nur Çalıkoğlu (Karar)

İstanbul İdare Mahkemesi, Çin’deki baskılardan kaçarak Türkiye’ye sığınan iki Uygur Türkü’nün sınır dışı edilmesi yönündeki kararını onadı. Karar, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından protesto edilirken, “Çin’e iade insanlık suçudur” denilerek uluslararası hukuka aykırı olduğu vurgulandı. Mahkeme, sınır dışı edilmeleri halinde hayati tehlikeleri olduğuna dair somut ve maddi delil bulunmadığı gerekçesiyle kararı onayladı.

İstanbul İdare Mahkemesi, Çin’deki baskılardan kaçarak Türkiye’ye sığınan iki Uygur Türkü’nün sınır dışı edilmesi yönündeki kararını geri çekmeyi reddettiğini KARAR gündeme getirmişti. Mahkeme, sınır dışı edilmeleri halinde hayati tehlikeleri olduğuna dair somut ve maddi delil bulunmadığı gerekçesiyle kararı onadı.

Mazlum-der, Uluslararası Doğu Türkistan STK'lar Birliği, Mülteci Hakları Derneği ve Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği, İstanbul Bölge İdari Mahkemesi önünde toplanarak verilen kararı protesto etti. Basın açıklamasında daha önce üçüncü ülkelere sınır dışı edildiği iddia edilen ancak kendisinden haber alınamayan Uygur Türkü Zinnetgül için, 'Sınır dışı edildi ve öldürüldü' pankartı yer aldı.

 “TÜRKİYE, UYGUR TÜRKLERİNİ ÇİN’E İADE EDEMEZ!”

Aktivistler, mahkeme önünde yaptıkları basın açıklamasında, “Türkiye, Uygur Türklerini Çin’e İade Edemez!” diyerek kararın hukuki ve insani açıdan kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Basın açıklamasında, “Çin’e iade edilen her Uygur, ağır insan hakları ihlalleri, keyfi tutuklama, işkence ve zorla kaybetme riskiyle karşı karşıyadır” denilerek, uluslararası hukukun ihlal edildiği belirtildi. Açıklamada, Türkiye’nin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, İşkenceyi Önleme Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak, hayati tehlike riski bulunan ülkelere iade işlemlerinin kesin olarak yasaklandığı hatırlatıldı.

ÇİN'E İADE KARARI İLK KEZ VERİLDİ

Daha önce böyle bir karar verilmediğini ifade ederek bu kararın uygulanmasının gelecek sınır dışı kararlarının önünü açtığını ifade ettiler.

"Daha önce üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirilen sınır dışı işlemlerinin aksine, bu karar ilk kez doğrudan Çin’e iade Böyle bir karar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir krizdir. Çin’e iade edilen her Uygur, ağır insan hakları ihlalleri, keyfi tutuklama, işkence ve zorla kaybetme riskiyle karşı karşıyadır."

SINIRDIŞI KARARINI MEŞRULAŞTIRILIYOR

Sivil Toplum Kuruluşları adına basın açıklamasını okuyan aktivist sözlerine şöyle devam etti:

"Davacının Uygur kökenli olmasına rağmen Türkmenistan vatandaşı olduğu iddiası, özensiz bir değerlendirme riskini düşündürtmektedir. Dahası, davacı hakkında hâlihazırda bir takipsizlik kararı verilmiş, isnat edilen suçlara ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Buna rağmen istihbarat şüphesinin yeterli görülerek sınır dışı işleminin gerçekleştirilmesi, masumiyet karinesini ihlal etmekte ve hukukun temel güvencelerini sarsmaktadır. Bu durum, hem uluslararası hukukun hem de Türkiye’nin iç hukukunun açık bir ihlali olup, bireylerin suç isnadı olmaksızın sınır dışı edilmesini meşrulaştırabilecek tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır."

Basın açıklamasında, Uygur Türkleri’nin Türkiye ile kültürel ve tarihî bağlarına dikkat çekilerek, Türkiye’nin soydaşlarına sahip çıkma ilkesini benimsediği hatırlatıldı. Ancak alınan kararın, bu tarihsel sorumlulukla çeliştiği vurgulandı. Türkiye’nin insan hakları, adalet ve mazlumları koruma misyonu gereği, zulümden kaçan insanları güvende hissettirmesi gerektiği belirtildi.

KARARIN GERİ ALINMASI TALEP EDİLDİ

İnsan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, yargı organlarını ve ilgili tüm yetkilileri, uluslararası hukuk ve vicdan çerçevesinde hareket etmeye davet etti. “Uygur Türkleri sahipsiz değildir! Zulme sessiz kalmayacağız!” denilerek, kararın geri alınması ve Uygur Türklerinin güvende olması için harekete geçilmesi çağrısında bulunuldu.

https://www.karar.com/guncel-haberler/mahkemenin-cinde-zulum-yok-kararina-protesto-sinir-disi-edilen-uygurlar-1941994

 

15 Mart

Göçmenlerle dayanışanlar ırkçılığa karşı sokaktaydı (Enternasyonal Dayanışma)

Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı bugün İstanbul’da bir basın açıklaması düzenleyerek BM’nin Uluslararası Irk Ayrımcılığa Karşı Mücadele Günü’nde dayanışmanın sesini yükseltti.

Taksim Şişhane’de toplanan grup adına basın açıklamasının Türkçesini Yıldız Önen, Kürtçesini Ali Diler ve İngilizcesini Çiğdem Özbaş okudu. Metnin Arapçası da basına dağıtıldı.

Irkçılık karşıtlarının açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Bugün burada “21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı İle Mücadele Günü” için toplanmış bulunuyoruz.  21 Mart 1960 tarihinde Güney Afrika’da, ırk ayrımcılığı yasalarını protesto edenlerin üzerine polisler tarafından ateş açılması sonucu 69 kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle,  1966 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ırk ayrımcılığının bütün biçimlerinin ortadan kaldırılması çağrısıyla, 21 Mart’ı “Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Gün” ilan etti. Ancak halen, ırk ayrımcılığı dünyanın önemli bir sorunu durumunda. Bu nedenle, her türlü ırk ayrımcılığının ve ayrımcılığa bağlı şiddetin ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 21 Aralık 1965 tarihli ve 2106 A (XX) sayılı kararıyla kabul edilen ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Her Çeşit Irk Ayrımcılığının Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nde, “Irk ayrımlarına dayalı üstünlük öğretilerinin bilimsel bakımdan yanlış, ahlakça kınanması gereken, toplumsal bakımdan haksız ve tehlikeli olduğu ve herhangi bir kuram ve uygulamada ırk ayrımcılığını haklı gösterecek hiçbir dayanak bulunmadığı” vurgulanır. Türkiye, bu sözleşmeyi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış ve 16 Ekim 2002 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 4 Kasım 2000 tarihinde imzaya açılan ve 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe giren her türlü ayrımcılığı yasaklayan 12 numaralı protokol ise Türkiye tarafından 18 Nisan 2001 tarihinde imzalamış ancak TBMM’de henüz onaylamamıştır.

Bu uluslararası sözleşme ve protokollerle devletler ırkçılığı önleme konusunda sorumluluk almış ve taahhütte bulunmuş olmalarına rağmen; bugün dünyada ırkçılık giderek artmakta,  göçmen mülteci düşmanlığı ağırlık kazanmaktadır.   Irkçı şiddetle karşılaşan göçmenler, haklarını arayamaz duruma düşmekte, bulundukları ülkenin yasalarının kendilerine sağladığı güvenceleri bile kullanamamaktadırlar.

Avrupa’da ve ABD’de, ekonomik krizin yarattığı siyasi fırsatlardan yararlanan, göçmen düşmanı ırkçı hareketlere bugün daha yakından tanık oluyoruz. ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika, Avusturya, Macaristan, Arjantin gibi dünyada pek çok ülkede ırkçı ve aşırı sağcı siyasetler büyüyor. 

Savaşlardan, diktatörlüklerden ve iklim krizinin yol açtığı türlü felaketlerden kaçmak zorunda kalan göçmenlerin önüne; yaşama, barınma, çalışma, sağlık, eğitim gibi en temel insani haklara erişimde bir nefret duvarı örülüyor. Avrupa Birliği hükümetleri kapitalizmin çoklu krizinin faturasını yoksullara keserken ırkçı sınır tedbirlerine, Frontex projesine milyonları akıtıyor.

Öte yandan Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da İsrail’in uyguladığı soykırım 1,5 yıldır devam ediyor. Bu süre içinde çoğunluğu kadın ve çocuk 100 binden fazla insan katledildi. 200 binden fazla insan yaralandı. 2 milyon Filistinli birden fazla defa yerinden edildi.

Son bir yılda; başta Sudan, Kongo, Kenya ve Somali olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde devam eden savaşlarda, iç savaşlarda on binlerce insan öldü, yüzbinlerce insan yerinden edildi. Sırf etnik veya ulusal kimlikleri nedeniyle sivil insanlar katledildi.

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de göçmenler, egemen sınıfların faili olduğu krizlerin ve suçların sorumlusu olarak gösteriliyor, günah keçisi ilan ediliyor.

Kürtler ve Romanlar gibi egemen ırktan olmayanların da ayrımcılığa maruz kaldığı Türkiye’de, son bir yılda yaşanan göçmenlere yönelik ırkçı saldırılara ilişkin bazı örnekleri aşağıda özet olarak hatırlatıyoruz;

Gaziantep’te Suriyeli çocuk Ahmed 12 Ocak’ta öldüresiye dövüldü, cinsel tacize uğradı, öldü sanılarak yol kenarına atıldı, daha sonra yoldan geçenler tarafından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.
31 Mart’ta yeniden seçilen Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ırkçı uygulamalarını genişletti, yerel seçimlerde göreve gelen pek çok belediye başkanı yeni ırkçı uygulamalar başlattı.
30 Haziran’da Kayseri Danışmentgazi mahallesinde 6 yaşındaki bir çocuğun istismar edildiği iddiası, ırkçılar tarafından Suriyelilere yönelik bir nefret dalgasına dönüştürüldü. Irkçılar mahalledeki Suriyelilerin evlerine, işyerlerine, arabalarına saldırdı. Ardından iki gün sonra Hatay, Gaziantep, Konya, Urfa gibi pek çok kentte benzer görüntüler ortaya çıktı. Saldırılardan sonra mağdur durumdaki 150 Suriyeli aile hukuksuz bir şekilde sınır dışı edildi.
2 Temmuz’da Antalya Serik ilçesinde gece yarısı kaldığı evin basılması sonucu bıçaklanan 17 yaşındaki Suriyeli çocuk Ahmet Elhamdan hayatını kaybetti.
Bursa’nın İnegöl ilçesinde 16 yaşındaki E.G, 23 yaşındaki Suriyeli Hani Kasım’ı defalarca bıçakladı. Kasım, kaldırıldığı hastanede 2 Eylül’de hayatını kaybetti.
21 Eylül’de İstanbul-Gaziosmanpaşa’da bir oyun parkında arkadaşlarıyla oyun oynarken maskeli iki kişi tarafından saldırıya uğrayan 15 yaşındaki Suriyeli Abdullatif Davvara hayatını kaybetti.
İstanbul Esenyurt’ta bir grup ırkçı genç, sağır ve dilsiz 10 yaşındaki Suriyeli çocuğa kabloyla işkence yaptı, kulağını penseyle kesmeye çalıştı.

Türkiye’de;  Geri Gönderme Merkezleri, her türlü hukuksuzluk ve şiddetin kol gezdiği yerler olarak anılıyor. 

Önce kasten ölüme terk edilen, sonra cesedi yakılan Afgan göçmen Nourtani’nin katillerine iş kazası olmuş gibi ceza verilmek istenmesi gibi; göçmenlere karşı işlenen nefret ve ırkçı suçlara, çok daha düşük cezalar veriliyor.

Biliyoruz ki; Afganlar, Suriyeliler, Kürtler, Romanlar, Yahudiler, Ermeniler, Pakistanlılar…

Kime yönelirse yönelsin ırkçılık insanlık suçudur.

“21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı İle Mücadele Günü”  vesilesi ile gerek iktidar gerek muhalefet blokunda gözlenen ırkçı girişimlere karşı; demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan tüm kamuoyunu aşağıda yer alan talepler doğrultusunda tepki göstermeye, ırkçılığa karşı yan yana mücadele etmeye, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz;  

–  Birleşmiş Milletler Her Çeşit Irk Ayrımcılığının Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme uygulansın,

–  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 12 numaralı protokol onaylansın,

– Geri göndermeler ve sınırdışı etme politikası durdurulsun,

– Göçmenlerin uğradıkları tüm haksızlıklara karşı hukuk ve adalet çerçevesinde tedbirler alınsın,

– Türkiye’ye gelmek ve/veya Türkiye’den Avrupa’ya gitmek isteyen göçmen ve mülteciler için insan haklarına ve onuruna uygun koşulları oluşturacak şekilde sınırlar açılsın,

– Göçmenlerin sağlık, eğitim, barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlara erişimi sağlansın,

– Çalışma hayatında ağır sömürü koşullarına yol açan uygulamalar önlensin,

– Bütün bunların zemininin oluşturulması için 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne konulan coğrafi çekince kaldırılsın ve göçmenlere “mülteci” statüsü tanınsın.

1 Ekim 2024 tarihinde başlayan “süreç”in göçmenler üzerinden yükseltilen ırkçılığa karşı da bir barikat olacak ve eşit özgür birlikte yaşamı mümkün kılacak şekilde ilerletileceğini umarak, “21 Mart ‘Uluslararası Irk Ayrımı İle Mücadele’ günü, faşist hareketlere, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı dayanışmanın sesinin yükseltileceği bir gün olsun diyoruz.

https://enternasyonaldayanisma.org/2025/03/15/gocmenlerle-dayanisanlar-irkciliga-karsi-sokaktaydi/

 

15 Mart

Dört sınır geçtikten sonra - Ercüment Akdeniz (ilketv.com.tr)

Lakabı Cindi. Cingöz anlamında kullanılıyor. Kumrala çalan saçı ve sakalıyla gencecik bir adam. Mahpus hayatı yaşıyor. Meraklı gözler mazgal kapısında, mahkemeden gelecek sonucu bekliyor. Genç ömrünün tam yedi yılı göç yollarında, göç diyarından geçmiş. Dile kolay. Ama dinlemesi, yazması oldukça zor.

Dingil üstünde yolculuk

Cindi’nin ilk göç denemesi 2016’da. Hedef Almanya. Karadağ vize istemediği için transfer ülke olarak orayı seçmiş. Aklı veren, parayı alan bir şebeke var tabi. Üç kez denemesine rağmen, her defasında Karadağ Havalimanı’ndan Türkiye’ye deport edilmiş.

Hakkında siyasi bir dava açılınca bu sefer karayollarından sınırı geçmeye karar vermiş. Başka bir şebeke ile anlaşmış. Bunun için 5 bin 500 Euro ödemiş. Yolculuk boyunca da artı 500 Euro harcamış.

Cindi, kendisi gibi Kürt bir göçmen olan Mardinli biriyle kafileye katılmış. Devamını Cindi’nin ağzından dinleyelim:

“Göçmen kaçakçılarıyla görüştükten 2 hafta sonra Edirne’ye gittik. Bir TIR şoförü ile anlaşmışlardı. Şoför bizi dorsenin altındaki dingilin üzerine yatırdı. Kafalarımız tekere yakındı. Düşme riskimiz yüzde 70 diyebilirim. Çaresiz bindik ve dingilin üzerine yattık. Dorse kapanınca çok az boşluk kaldı. Ölüm riski yüksekti. TIR Kapıkule sınır kapısından çıktı. Sınırı geçmiştik. Bulgaristan’a geçince şoför bizi dorsenin içine aldı. Kontrol noktalarına gelince bizi yine dingile indiriyordu. TIR şoförü ile telefondan mesajlaşıyorduk. Bir ara şoför bizi unuttu. Bir tümseğe çarptık ve çok sarsıldık. Sinirle ve panikle şoförü aradım. Mesajla olacak şey değildi. ‘Bizi öldürüp kurtulmayamı çalışıyorsun’ diye bağırdım. Dorseyi indirip kaldırınca korktum. Bulgaristan çıkışında, ormanlık bir alanda durduk. Burada bir restaurant vardı. Orada aktarma yapılacağını söylediler. Bir nebze olsun rahat nefes aldık…”

Raylar üzerinde 3 saat

Cindi’nin aktardıkları uzun ve ölümcül bir göç rotasının uluslararası şebekeler tarafından nasıl parsellendiğinin de kanıtı. Onlar için ne genç insanların ne de kadın ve çocukların önemi var. Tek hedef can pazarı Euro’ya çevirmek!

Cindi anlatmaya devam ediyor:

“Restaurantta sabahladık. Sonra kahvaltı yaptık. Restaurant sahibi de şebekenin parçası. Orası aynı zamanda otel olarak kullanılıyor. Bizi Macaristan’a götürmek üzere bir otomobilin alacağını söylediler. Ama bir şartları vardı. Yanımıza bir kadın ve 2 çocuğu verdiler. Çocuklar 1 ve 4 yaşlarındaydı. Otobüse binince 30 kişilik bir kafiliye dahil olduk. Macaristan sınırına yakın bir yere götürdüler. Orada tren raylarını gösterdiler. 3 saat yürüyecektik. Her taraf çamur, otlar ıslaktı. Mecburen çocukları sırtımıza aldık. Ayaklarımız su içinde kalmıştı. Sınırda dikenli teller vardı. Akşam karanlığı için 5 saat beklettiler. Sonra telleri kestiler. ‘Atlar geçersiniz, sonra da kaçarsınız’ dediler. Bir de derin olmayan bir dereden bahsettiler. Dere de boğulma tehlikesi geçirdik. Dere dedikleri lağım akan bir kanaldı.”

Hikayenin devamı da pek parlak değil. Çünkü teller kesilince alarm sireni çalmış. Mardinli dahil herkes kaçışmış. Cindi kadını ve çocukları bırakamamış. Ama finalde kafiledeki tüm mülteciler yakalanmış. Macar polisi, çocuklar üşümesin diye yakılan ateşi tekmelemiş. Köpekleri de mültecilerin üzerine salmış. Mültecilerin caydırılması, geldiklerine pişman edilmesi işte böyle bir şey.

Kafiledeki tüm mülteciler göçmen kampına götürülmüş.

‘İltica için Suriyeliyim dedim’

Göçmen kampında işlemler, parmak izi epey uzun sürmüş. Macar polisi kafiledekileri göçmen kampında tutarken Cindi’yi cezaevine göndermiş. Onu “göçmen kaçakçısı” olmakla suçlamışlar, iyi mi? Devamını şöyle anlatıyor Cindi:

“Kaçakçılar bizi riske attı, sonra ortadan kayboldular. Suçu benim üzerime yıkmaya çalıştı polis. Bir ay cezaevinde kaldım. Sonra göçmen kampına gönderdiler. Kamptaki ifademde Suriyeli olduğumu söyledim. Arapça bilip bilmediğimi sordular. Ben de Suriyeli Kürt olduğumu söyledim. Çobanlık yaptığımı, bu yüzden şehre inmediğimi söyledim. Sonra bana fena çıkıştılar; ‘sana 3 sene ceza verebiliriz ama 24 saatte Macaristan’ı terkedersen kurtarırsın’ dediler. Tel kesmenin cezası 3 yıl dediler…”

Sonrası; Cindi ve beraberindeki 6 kişi yine kaçakçıyı aramışlar. Kadın ve çocukları dahil tam 7 kişiyi bir otomobile tıkıştırmışlar. Avusturya sınırında yine polise takılmışlar. Önce cezaevi sonra yine göçmen kampı. Bir ay kadar daha sürünmüşler. Göç İdaresi Cindi’ye “Burada kal oturum verelim” demiş. Hedef Almanya olduğu için bir yolunu bulup yine kaçakçıları aramışlar. Şebeke bu kez onları bir minibüsle Viyana’ya taşımış. Oradan da aktarma yaparak Almanya’ya götürmüşler. Şebeke kafileye “Artık Almanya’dasınız, yolumuz buraya kadar” diyerek onları sınıra yakın bir köyde bırakmış. Kadın ve çocukları nihayet ailesine kavuşmuş.

Dönüş yolu

Cindi Almanya’da 3 göçmen kampı değiştirmiş. Koşullar hayli zor olduğu için sonrasını kendisinden dinleyelim:

“Önce Fransa sınırına yakın bir restaurantta çalıştım. Sonra Almanya’nın farklı şehirlerinde çalıştım. Oturum ve ehliyet aldım. Yaklaşık 10 bin Euro para biriktirdim. Parayı Almanya’daki dayıma teslim ediyordum. İhanete uğradım. Parayı hep kumarda yemiş. Bunalıma girdim. Bir kavgaya karıştığım için Almanya’da 3 yıl cezaevinde yattım. Artık Almanya’da yaşamak istemedim. Buraya ait değilim. ‘İsterse beni yakalasınlar, Türkiye’ye döneceğim’ dedim. Gurbetten 8 yıl sonra döndüm. İstanbul’da havaalanında gözaltına alındım. Sonra tutuklandım…”

Zorlu göç yolları değil yalnızca, hedef ülkeye ulaşıp oralarda yaşamak da oldukça zor gençler için. En azından Cindi’nin hikayesi bunu söylüyor. Kalmakla gitmek denkleminde gençler barışa hasret.

https://ilketv.com.tr/dort-sinir-gectikten-sonra/

 

16 Mart

Irkçı Trump, 43 ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklamayı planlıyor

ABD Başkanı Trump, 43 ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklamaya çalışıyor. Trump yönetiminin diplomatik ve güvenlik yetkilileri tarafından hazırlanan taslak öneri listesinde, vatandaşlarının ABD’ye girişi kesinlikle yasaklanacak 43 ülkeye yer verildi.

Kırmızı listede yer alan ülkelerden bazıları şunlar: Afganistan, Butan, Küba, İran, Libya, Kuzey Kore, Somali, Sudan, Suriye, Venezuela ve Yemen.

Ayrıca vizelerin keskin bir şekilde kısıtlanacağı “turuncu” listede de Belarus, Eritre, Haiti, Laos, Myanmar, Pakistan, Rusya, Sierra Leone, Güney Sudan ve Türkmenistan’ın yer aldığı bildirildi.

New York Times, yetkililerin isimlerinin gizli kalması koşuluyla konuştuklarını, listenin Dışişleri Bakanlığı tarafından birkaç hafta önce hazırlandığını yazdı. Listede değişiklikler olabileceği belirtildi.

https://enternasyonaldayanisma.org/2025/03/16/irkci-trump-43-ulkenin-vatandaslarinin-abdye-girisini-yasaklamayi-planliyor/